Androidturk.net


    "Ben de Guiza oldum"

    Paylaş
    avatar
    4aBHud
    Bronze Master
    Bronze Master

    Ruh Hali : 9
    Mesaj Sayısı : 82
    Tecrübe Puanı : 1716
    Teşekkür Puanı : 108
    Kayıt tarihi : 21/11/09
    Yaş : 38

    default "Ben de Guiza oldum"

    Mesaj tarafından 4aBHud Bir Çarş. Kas. 25, 2009 6:15 am

    Futbolcularımız arasındaki gerilim son günlerde dikkatlerden kaçmıyor.


    Futbol küçük bir dünya. Bu dünyanın içinde küçük nüanslardan o kadar çok var ki. Beşiktaş'ın kazandığı derbinin de en kestirme yoldan meali bu olsa gerek.

    Beşiktaş'ın hak etmesine rağmen gerçekten 3-0'lık bir maç mıydı? F.Bahçe maçı, derbiyi kaybedebilir ama iç kimliklerini...

    Maç kaybedilir, 3 puan insanın elinin kiri. Lig kocaman ve uzun bir maraton. Durun daha neler gelecek başımıza. Daha ne takımlar sezonun flaş takım ilan edilecek. Daha ne takımlar lig bitmeden küme düşmüş muamalesi yaşayacak. Daha kaç hoca turizm elçisi gibi Anadolu'yu kanatlarına alacak. Bunlar hep devamlı şeyler, doğal seleksiyon tarzında.

    Beşiktaş derbisinde Fenerbahçe'de görülen bir şey vardı ki maçın önüne geçti. Lugano'nun Bobo'yu nasıl döndürdüğünün de önüne geçti. Fenerbahçe'nin ilk defa bu kadar net bir şekilde direncini kaybettiği bir maç olması derbinin özeti değil. Hakem veya başka bağlaçlarla bağlanabilen kaderci ve ‘olsaydı’ yorumları ne kadar gerçek olsa da tatmin edici değil.

    Fenerbahçe maçları idmanda kazanıyordu. Bu takım çok uzun süre umursayanlar - umursamazlar karmasıyla şampiyon olmak için uğraştı. Bu sene başında Aziz Yıldırım tarafından saplanan iğnenin uyuşturucu etkisi gidiyor mu dersiniz?

    Bir gazete parçasının futbolcuların arasında sorun olduğunu deprem fontlarıyla yazması beni bu düşünceye itmiyor, itmez de. Ben gördüklerim ve bir takım -bildiklerim- ekseninde düşünürüm. Dos Santos ve Emre'nin Beşiktaş maçında iki futbolcu araya girmeseydi ortaya sunacağı görüntü var mesela. Gökhan Gönül ve bazı isimlerin sezon başından beri -gol- atarak kredi toplarım düşüncesiyle girdiği önemli pozisyonlarda takımı yerine kendini düşünmesi de var. Derbinin ardında kalan Fenerbahçe'de Daum'un taktiksel defansifliğini agresifliğe çevirmesi gereken gibi gözüküyor ama değil. Bu iki konu her şeyden çok önemli.

    Emre kazanma hırsıyla mı Dos Santos'un üzerine yürüdü? Santos aynı şekilde karşılık verdi? Bir takım içinde zaman zaman olan ve iki idman fotosu ile yan yana gelişle çözülecek şeyler listesine mi girecek bunlar?

    Fenerbahçe bu sene takım olarak kazandı, kazanacak. Bunun için bu tılsım bozucu hareketlerin takım sinerjisi bozulmadan bir şekilde -samimiyetle- çözülmesi gerekiyor. Basına kapalı olan idmanlar ve açık idmanlar. İkisinde de aynı futbolcular olmalı. Fenerbahçe için müdahale edilmesi gereken ve çözülmeyecek bir sorun değil bu.

    Hava soğuyacak yakında bu takımda bozuk seslerin yerini şarkılar almalı ve bu soğuk havada birbirine sarılacak futbolcular. Çok küçük ve ikinci, üçüncü örnek belki Beşiktaş maçında olanlar ama, far niteliğinde, dikkat ve dikkat. Fenerbahçe futbolcusu(ları) yine takımın sahibi olmaya çalışıyor. Oyuncuların sahip olduğu yetkiler ve had konusu tartışılmalı.

    Burada isimler hiç ama hiç önemli değil.

    ***

    Bu hafta Sporx'te her hafta yapmak istediğimiz ama veteran abilerimiz sayesinde senede belirli sayılarda gerçekleştirebildiğimiz bir organizasyon vardı. Hepimiz sahadaydık. Genç editörler ekibin diğerlerine karşıydı. Maçı, sahayı, maç öncesi ve sonrası havadan aslında güzel ve keyifli bir yazı çıkardı ama yapamadım.

    Maçın ertesinde yatakda bir o yana bir bu yana dönüp uyuyamıyorum. 6-1 biten (yediğimiz son 3-4 gol, son 10 dakika disiplinsizliğiden kaynaklandı) maçta beş kere direğe topu nişanlamayı düşünüyorum. Kaçırdığım türlü gollerin mantığını arıyorum, sorguluyorum. Takım ileri uçta bana bel bağlamışken hayatımın en kötü maçını oynayıp onca iyi şuta ve pozisyona rağmen yapamadığım gollerin sebebini arıyorum.

    Gözlerimi kapattım gece gece Daniel Güiza'yı düşündüm. Onun İspanyol kanı ne kadar duygusaldır, Fenerbahçe'dir bilinmez ama ben de bir günlüğüne de olsa emin olun Güiza oldum. Maç sonu baskı yedim, kara bir gece geçirdim. Halı sahada önemsemiş bir maçtan sonra böyle oluyorsam profesyonel dediğimiz bu insanlar? Güiza'yı savunalım diye söylemiyorum bunları, sadece ben de Güiza oldum ey okur, anladım.

    Fakat 10'un üzerinde gol attığım günlerin sayısını da biliyorum, geri döneceğim.

    HENRY'NİN ELİ

    Thierry Daniel Henry'nin Fransa'yı skandal bir gol ile Dünya Kupası'na taşıması daha çok konuşulacak. İrlandalıların yerinde olsam savaş açardım Fransızlara. Ortada bu derece bir haksızlık var. Henry'ye karşı duygusal beslediklerinizi bir yana bıraktığınızda bu sonuca varmanız gayet normal. Henry'nin hareketi refleksif bir hareket olsa yine olayı insanlığa bağlayıp ellerimizi bu gündem çekeceğiz de...

    Henry'nin topu elle o şekilde kontrol etmesi zaten muhteşem bir kabiliyet. Bu olaydan bir hafta önce sanki içime doğmuş gibi ufak bir 'tehlikenin farkında mısınız' demiştim. Liverpool'da N'Gog'un (http://www.sporx.com/futbol/ingiltere/173443/) kendini yere atarak-aldatarak kazandığı penaltıyı bayağı gündeme sokmuştum. Kimileri "ne olacak kendini atmış, kandırmış" dedi ama. Bakın N'Gog olayının son paragrafındaki görüşlerimi sonuna kadar devam ettiriyorum, eğer caydırıcılık olmazsa büyük bir tehlikenin yanıbaşındayız.

    398 hakemli sisteme geçilse de futboldaki en büyük tehlike tribünlerin alevlenmesi kadar futbolcunun da değişmesidir. Bu tür olaylarda diğer futbolcular için emsal olacak cezalar verilmeli. Futbolcuların asla böyle bir lüksü olmamalı. Yapılan futbol tartışmalarında futbolcunun açtığı orta kadar saha içindeki hareketleri de incelenmeli ki oyuncu milyonların önünde olduğunu daha iyi farketsin. Çünkü bu tip hareketler maçlarda futbolcular tarafından çıkarılan kavgadan daha tehlikeli şeyler.

    Peki bu Henry olayında neler olmalı? Pozisyonu gördüğüm ilk saniyede düşündüğümü devam ettiriyorum. FIFA'nın yerinde olsam Henry'e üç değil beş maç ceza veririm. Maalesef ceza ile caydırıcılık akıl ürünü olmasa da, zorunda kalıyorsanız...

    BİR ÖNERİ

    Hep spor kültürümüzden bahsediyoruz. Her ülke gibi bizde belli başlı sporlara daha yoğun bir şekilde bağlıyız. Çoğu zaman sevgilisinden şikayetçi olan bir insan gibi Türkiye'deki spor çeşitliliği konusunda serzenişlerimiz var. En yakın örnek yine bu hafta yaşandı. Teniste Büyük Bayanlar Türkiye Tenis Birinciliği'nde teklerde Çağla Büyükakçay birinci oldu. Bu köşeyi okuyanların yüzde 5'i muhtemelen bundan haberdar. Futbolcu yetiştirmek için bu kadar uğraş verdiğimiz ve beceremediğimiz bu ülkede neden -diğer sporlar- her zaman arka planda?

    Çocukların, ailelerin spor kültürünün futbol olmadığını anlamak için acı ama medya gerek. Mesela metrolar. Her gün milyonlarca insan kullanıyor. Metrodaki LCD TV'lerde bindiğimiz aracın nasıl yapıldığı yerine Türkiye'den haberler olsa ne olurdu? Eminim orada bu ülkede tenis de, basketbol da, masa tenisi de ve bilimum spor yapıldığı insanlara aşılansa, yeni Çağla'lar imkanımız artardı. Sporun futbol olmadığını anlardı ortaokulda sarı tahtaları kalemlerinin ucuyla kazıyanlar...

    Sevgiler!
    An be an Esat DERGİ






    Kaynak

      Forum Saati Perş. Eyl. 21, 2017 12:29 pm